Connect
Yukarı çık

DR. YASİN KURUÇAY MAAİLE’YE KONUŞTU. CORONA VİRÜSÜ YOK EDEBİLİRİZ AMA ÖLÜMÜ YOK EDEMEYİZ

Covid-19 salgını ile beraber tüm hayatımız değişti. Bir yandan fiziksel sağlığımızı korumaya çalışırken diğer yandan çalışma biçimlerimiz, korkularımız, önceliklerimiz hepsi tepetaklak oldu. Salgın sadece fiziksel sağlımızı değil, ruh sağlığımızı da derinden etkiliyor. Hastalık var mı yok mu, bize gelecek mi tartışmalarıyla başlayan salgın tartışmalarına, hangi tedbirleri alacağız, alınan tedbirler yeterli ve doğru mu, gerçek vaka sayıları açıklanıyor mu, hangi ilaçları kullanacağız, verilen ilaçların yan etkisi var mı, bizi gerçekten iyileştiriyor mu yoksa daha mı kötü yapıyor tartışmalarına son olarak da aşılar hastalığı önler mi, aşı olmalı mıyız, olmamalı mıyız, bize ne enjekte edecekler, aşılarla mı öldürecekler gibi yeni sorular eklendi. Toplumumuz hatta dünya Covid-19 tedavisi konusunda ikiye ayrılmış durumda bir kısım aşı taraftarıyken, bir taraf aşı karşıtı. Tüm bu kirliliği içinde hepimizin aklına biz Müslümanlar olarak salgına nasıl bakmalıyız, nasıl tedbirler almalıyız soruları geliyor. Biz de bu soruların cevabını aramak için Aile Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Yasin KURUÇAY ile röportaj yaptık.

İNSANIN TEHLİKE OLARAK GÖRÜLDÜĞÜ BİR DÜNYA

“DSÖ’ne nasıl güveneceğiz?” diyerek önemli bir soruyu gündemimize taşıyan Kuruçay, yapılan uygulamaları ve açıklamaları değerlendirdi;

“İlk başta sağlıklı kişilerin maske takmasına gerek yok diyen DSÖ yetkilileri sonradan ne oldu da fikir değiştirdi? Aynı DSÖ, içinde Türkiye’nin de olduğu onlarca ülkede aylardır kullanılan Remdesivir ilacını askıya aldı. Hidroksiklorokin de önce çok tavsiye ediliyordu. Sonradan testleri ve kullanımı birçok yerde durduruldu. Bir başka örnek Favipiravir ilacı. Bu ilaç; havyan ve insan denekler üzerine deneme süresi tamamlanmadan, yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Sebebi ise pandemi süreci hızlı ilerlediği için iyi gelme ihtimali. Semptom göstermeyen ve testi pozitif çıkanlara da veriyorlar. Yani pozitif çıktım, hiçbir şikâyetim yok. Ama deniliyor ki, “Al bu ilacı kullan. Tahminen iyi gelecek.” Yarın bu ilacı da kaldırabilirler. Ölümlerin sebebi ve oranı ayrı bir tartışma konusu. Koronavirüsten ölüm oranı (IFR) yaklaşık yüzde 0,14 imiş. DSÖ Acil Durumlar Programı Direktörü Mike Ryan, korona mevsimsel gripten daha az öldürücü, diyor. Çoğu kişi küçük belirtiler ile atlatıyor hastalığı. Buna rağmen bazı istisnai örnekler gözümüze sokularak abartılı önlemler aracılığıyla hayat çekilemez hale geliyor. 80’li yaşlarda olduğu, kanser tedavisi gördüğü halde, kalp hastalığı olduğu halde atlatan bir sürü örnek de var. Daha hastalığın bir ilacı yokken, risk grubunda olmayan, ağır semptom geçirmeyen kişilere zorla ilaç vermenin nasıl bir anlamı olabilir? Basına yansıyan haberlere göre, dünyanın korona virüse karşı beklediği Moderna ve Pfizer’ın geliştirdiği aşının yan etkileri açıklanmış. Doğal ve organik korunma yollarını konuşmayı Ortodoks tıbbı yasaklıyor.

Aşılar ve ilaçlar aracılığıyla hücre yapısına müdahale edilebilecek sistemler geliştiriliyor. Dünyaca ünlü MIT Üniversitesinin araştırmacıları, hormon salınımının uzaktan kontrolünü sağlayan manyetik nano-partiküller geliştiriyor. İşin ilginç kısmı sağlıkla ilgili bu araştırmayı Pentagon’a bağlı ABD Savunma İlerleme Araştırma Projeleri Ajansı destekliyor. Türkçe’ ye çevrilmiş dört eseri olan Dr. Christiane Northrup, “Nano partiküllere sahip, gen bazlı aşılar üretiliyor artık. Bu DNA aşıları, insanları genetik olarak değiştirecek. Maske koruyucu ve güvenli bir yöntem değil” diyor. Küresel güçler artık elini cebimize uzatmıyor. DNA’mıza ve RNA’mıza kadar müdahale etmek istiyor. Biz ise hâlâ Türk-Kürt sorununu, Sünni-Şii kavgasını, X partisinin ihanetini, Y cemaatinin sapıklığını vs. konuşuyoruz. Allah’ın haksızlıklara ve kötülük odaklarına karşı kullanmak için bize bahşettiği öfke duygumuzu israf ediyoruz. Öfkemizi dijital dünyanın efendilerine değil, birbirimize yöneltiyoruz.

Tüm bunlar yaşanırken halklar kaybediyor, küresel elitler ve yerli ortakları ise kazanıyor. Örneğin pandemi sürecinde Amazon şirketi kârını bir yıl içinde 2,1 milyar dolardan 6,3 milyar dolara çıkarmış. ABD’nin en zenginleri, pandemi döneminde servetlerini 845 milyar dolar daha artırmış. Milyarderler korona krizinde 10,2 trilyon dolar kazanmış. İsviçre bankası UBS’in raporuna göre, korona yüzünden milyonların işsiz kaldığı dönemde milyarderlerin serveti dörtte bir oranında artmış. Pandemi döneminde işçilerin milli gelirden aldıkları pay yüzde 35,1’den yüzde 26,6’ya gerilerken, sermayenin payı yüzde 56,2’den yüzde 63,9’a yükselmiş. 1,2 milyon işverenin geliri, 19 milyon işçinin gelirini katlamış. Halkın hangi durumda olduğuna Türkiye’den örnek verelim. Türkiye’de 33 milyon 643 bin kişinin 836,8 milyar lira bireysel kredi borcu var. Geçen yılın aynı ayında kişi sayısı 31 milyon 375 bin, borç miktarı 572,1 milyar liraydı. Ortalama borç da 18 bin 235 liradan 24 bin 874 liraya çıkmış.”

Salgın tüm dünyayı ve alışkanlıklarını değiştirdi. Büyük bir kurgu ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyen Kuruçay, bizi nelerin beklediğini açıkladı;

“Yeni, etkili ve büyük bir kurgu ile karşı karşıyayız. İyi yaşama, doğru yaşama gibi değerler yerine; “hayatta kalma” güdümüz tetiklenerek dijital yeni bir dünyaya doğru sürükleniyoruz. Dijital Yeni Dünya’nın motor gücü yapay zekâ olacak. Yapay zekâ aracılığıyla sadece daha otokratik bir insan sonrası geleceğe gitmiyoruz. Aynı zamanda cinsiyetsiz bir topluma doğru da sürükleniyoruz. Yapay zekânın cinsiyeti, yaşı, ırkı, dini, mezhebi, ülkesi yok. Yaşın, tecrübenin, ahlakın, geleneğin, birikimin, dinin, mezhebin ve ülkenin önemli olmadığı yeni bir dünyaya gidiyoruz. Eğitim sistemimiz, eğlenme şeklimiz, tüketim alışkanlıklarımız, değerlerimiz, inançlarımız ve yaşam tarzımız dahil olmak üzere her şeyimiz değişiyor. Bu değişimin neden olacağı gelecek göz ardı edildiğinde konuşmanın anlamı ve değeri yok.

Selime Sümeyye ABATAY

 

Devamı Maaile Dergi Ocak Sayısında.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Röportaj