Hayat denge üzerine kurulmuştur. İnsan akıl ile kalbin, madde ile mananın, varlık ile yokluğun, söz ile sükutun vel hasılı her şeyin dengesini kurmalıdır ki yaşadığımız hayat anlamlı geçsin. Zaten Rabbimiz Muhammed Ümmetini tarif ederken “Onlar ne ifrata ne tefrite saparlar. Onlar orta yolu tutanlardır demiyor muydu?
Ne güzel hatırlatmadır ayakkabıların hatırlatması. İnsanın dengeli bir yaşam sürmesini hatırlatır. Ayağının biri diğerinden farklı olsa da, muhakkak ayağındaki pabucun ayağına denk olmalı.
Kimine göre pabuç, kimine iskarpin, kimine göre ayakkabı. İlki ağaç kabukları ve hayvan derilerinin ayağa bağlanmasıyla yapılmış. Eşi olmadığında yalpalayarak yürüten, ayağına uymadığında sıkan, alışıncaya kadar yenisi çoğunlukla ayağı vuran, yara yapan kanatan, canını yakan… Eğer çok sevmişsen ayağında paralanıp o seni terkedinceye kadar acısını çeke çeke atamadığın. Bir çift olarak hayatı adımlamaya başlasalar da teki farklı büyüklükte veya küçüklükte olduğunda beraber yürümenin hayatı çekilmez kıldığı ayakkabı. Hani, “Ayakkabın darsa dünyada sana dardır!’’ sözünü söyletmekle kalmayıp yaşatan… Sözün özü, ayağının biri diğerinden farklı da olsa, muhakkak ayağındaki pabucun ayağına denk olmalı… Bir de öyle ayakkabılar var ki, senin tercih şansın yok. Satın almaya gücün yoktur. Birileri sana uygun görür, ayağını korumak için giymeye mecbursundur. Her hâlukârda giyersin ama arada olan ayaklara olur.
Evlilikler de karı-koca olarak, eşlerin de her biri bir ayakkabı teki gibi. Denklik varsa evlilikler uyumlu, yol birlikte güzel yürünüyor. Aksi halde ayağı sıkan dar ayakkabı gibi hayatları paramparça ediyor ve bundan da en çok bîgünah çocuklar nasipleniyor. Âsr-ı Saadet dönemine uzanıp evliliklere baktığımızda, eşlerde denklik; önce dindarlık ve güzel ahlâk konularında aranmıştır.
Safiye GÜL


