Toplumsal sorunlarımıza yaklaşımımızda seküler düşünce ve anlayışlarından uzaklaşarak kendi kadim medeniyet değerlerimize dönmek mecburiyetindeyiz. Bizim inanç ve değerlerimiz, tarih ve medeniyet birikimimiz varken yapmamız gereken şey Batının bozuk ve ifsat edici düşünce ve hayat tarzını terk ederek aslımıza sığınmamızdır. Bu sığınma bir tercih değil zorunluluk halidir.
Siyonizmin planlarından biri de kadınları çalışma hayatının içine çekmek ve aile kurumunu pasivize ederek dünya nüfusunu kontrol altına almaktır. Kadınların annelik hakkını ellerinden almanın bir yolu da kadını çalışmaya mecbur ederek, iş hayatına itmektir. Kadının çalışacaksa eğer bu aileyi göz önünde bulundurup koruyarak, kontrollü bir şekilde olmalı.
Hayatımızda kullandığımız kelime ve kavramlardan başlayarak eğitim ve öğretimde kendi kavramlarımıza dönmeye mecburuz. Kendi değerlerimizi bilmeye ve korumaya çok ihtiyacımız var. İyi birer fert, iyi birer aile ve sağlam bir toplum olmanın yolu güçlü annelerin varlığıyla mümkündür. Anneye bu gücü verecek olan şey inanç değerlerimiz ve her kesimin el birliğiyle vereceği katkıdır.
Aile toplumun en küçük yapı taşıdır ve aile içerisinde yetişen fertler toplumu oluşturmaktadır. Bundan mütevellit toplumda değeri yüksektir. Böylesine önemli bir müesseseyi koruma mes’uliyeti haliyle tüm topluma aittir. ”Türk aile yapısı” diye tarif edilen yapı bundan elli-yüzyıl öncesine kadar dede-nine, amca-hala, dayı-teyzelerinde içinde yer aldığı anne-baba ve çocuklardan meydana gelen geniş aile dediğimiz aile biçimindeydi.
Nazmiye GÜLBAŞ


