Bizlerden 20-30 yıl sonra dünyaya gelmiş küçük insandır çocuk… İlk zamanlarda hayatında hiç olmayacak kadar özgürdür. Dilediği gibi koşar, oynar, keşfeder, güler… Annesi-babası yerine kararlar verebilir ve bu çocuğun umurunda olmaz. Hatta kurallar güvende hissettirir çocuğu. Annesinin ona müdahalesi hoşuna bile gider.
Sürekli mutludur çocuk. Üzüntüsü çok kısadır. Kaybolan oyuncağına üzülür, patlayan topuna, dökülen içeceğine… Ağlamaları anlıktır. Annesinin bir öpücüğüne bir tesellisine bakar biraz sonra gülmesi. Evde çığlıklar atar. Bağırınca rahatsız olacak olan alt komşuyu umursamadan. Dünya onundur. Dünya onun hizmetindedir. Babasının güvenli kolları, annesinin şefkatli kucağı yeter ona.
Öğrenmeye açtır çocuk. Sürekli sorduğu sorular bu yüzdendir. Tekrar tekrar sorar sorularını kafasında oturtana kadar. Sorduğu soruları unutmaz çocuk. Bir sonraki başına gelen olaylarla bağlantı kurar sürekli. Beyni bir yetişkinden daha yoğun çalışır. Sürekli bilgi yüklenir çünkü. Mantıksızlık kabul etmez, kin tutmaz, içten pazarlık yapmaz. Dümdüzdür. Tertemizdir.
Zamanla dünyaya ayak uydurmak zorunda kalmış anne babasının açığını yakalamakta üstüne yoktur: “Anne hani savaşlar kötü bir şeydi, şu an neden savaş var? Anne Allah kötü insanların kötülük yapmasına neden izin veriyor?” Afallar anne… Daha önceden karşılaşmadığı, düşünmediği sorular sorar çocuk.
Ömrünün ilk bilgi kaynakları yüklenir çocuklukta. Çocukluğumuzun yaşamımızın temel taşları olması bu nedenledir. Unutulmaz çünkü. İnsan ömrü boyu çocukluğuna yolculuk yapar sık sık. Orada birçok şeyin nedeni saklıdır çünkü. Psikologların çocukluğa inmekteki amacı da budur sanırım. Hangi yetişkin üzüldüğünde ya da bunaldığında içindeki çocukluğa sığınmaz ki! En buhranlı zamanlarında bundadır belki de rüyalarında çocukluğundaki o bahçeye gitmek… Rahatlamak için.
Küçükken kontrolü seven çocuk büyüyünce de aynı özgürlüğü ister. Ergenlik dönemlerine gelince daha çok kendi dediği olsun ister.
Dilek DUMANGÖZ


