Düğün mevsimindeyiz. Allah’ın emrettiği bir hayatı yaşadığımızı en belirgin bir şekilde uygulamamız gereken zamanlar. “Allah’ın emri, Peygamberin (sav) kavli” diye başlanılan yolculukta ilerleyen basamaklarda ne kadar İslam’ın ölçülerine uyuyoruz.
Dünyanın geçiciliğine inanan Müslümanlar olarak sanki şu dünyadan hiç göçmeyecekmiş gibi harcamalar yaparak kendimizi daha sonra zorlayacak işlere imza atıyoruz. Birileri “desinler” diye kendimizi çıkmaza sokuyoruz. Müslüman olarak kimlerin demeleri önemsemeliyiz? Sırf birileri “desin” diye dünyamızı ve ahiretimizi mahvedecek işler mi yapacağız?
‘‘Dünya bir metadır. Dünya metaının en iyisi saliha bir kadındır.” Yine bir yaz mevsimi, düğünlerin birbiri ardınca sıralandığı zamanlar… Dini hassasiyetlerin belirli şeylerle sınırlandığı düğünler. “Bir kez evleniyorum, bir kereden ne çıkar?” diyerek ailenin temeli atılırken haramla atılan temeller ve müslümanlar olarak dini ölçünün gözardı edildiği ve aşırılıkların her geçen gün daha vahim hale geldiğine şahit olduğumuz zamanlar… Sünnet merasimleri, hakeza. Peygamberin (s.a.v.) sünneti yerine getirilirken, kadın-erkek karışık müzik eşliğinde oynanan oyunlar mı ararsınız, mütesettir olarak bildiğiniz annenin sünnet merasimine özel örtüyü atıp, mankenlere taş çıkartır haline mi yanarsınız? Eş, dost gücenmesin diyerek, Allah’ın (c.c.) hatırının önüne geçip gidilen bu davetlere ne demeli? Dini noktada yol gösterici olanların, içeriğini bildiği halde; bu davetlere tavır koymayıp, icabet etmesi ise ayrı bir muamma!
Safiye GÜL


