Yüzyılın son çeyreğinde dünyada inanılmaz şeyler oldu. Teknoloji anlamında baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Bilgisayarlar, cep telefonları, elektronik eşyalar derken bir anda insansız hava araçlarını, uçan araçları, mikroçipleri bulduk hayatımızın içinde. İnterneti kullanmaya başladık mesela. Globalleşme (Küreselleşme) olarak adlandırılan, dünyanın küçük bir köye dönüşmesi, sadece mesafeleri ortadan kaldırmadı, sınırları da kaldırdı. Herkesin, her şeyi bilmeye çok yakın olması, sınırları olduğunda kıymetli olan tüm kavramları ezmeye başladı. Özgürlük gibi mesela, din gibi, ahlak gibi. Sınırlarının da kendinden bir parça olduğu kavramlarda, sınırları ortadan kaldırmaya çalışmak o kavramı yok eder. Kutsal da bu kavramlardan biri.
“Türkçe’de kudsiyyet, Arapça kökenli “temiz ve pak olmak” anlamındaki kuds kelimesinden alınmıştır. Aynı kökten gelen takdîs “kutsallık nisbet etme”, bundan türeyen mukaddes de “kutsallık nisbet edilmiş” mânasına gelir. Sâmî dillerde ḳdş/ḳds kökünden kelimeler ve Yunanca’da hagios, Latince’de sacrum kelimeleriyle karşılanan kutsal kavramı, “bir din içerisindeki unsurları birbirine bağlayarak o dinin bütünlüğünü sağlayan veya kuşatan en temel eleman olup din bilimlerinin ana konularındandır.” (1)
Bütün dinlerin kutsalları vardır. Dini şekillendiren, ibadetlerini, ritüellerini belirleyen ve dinin sınırlarını çizen bu kutsallardır. Kişiyi dindar yapan ise bu kutsallarla arasındaki ilişkidir.
Dinlerde kutsal olan şeyleri, dört kısma ayırabiliriz:
1. Kutsal mekânlar: Çoğunlukla hierofonik (tabiat üstü bir gücün herhangi bir yerde görünüşüyle ilgili) gerekçelere bağlı olarak bazı coğrafyalar tabu çerçevesinde korunmuş kutsal mekânlar olup onlarla temas özel ritüelleri gerektirir.
Betül TATAR TÜZÜNOL
Devamı Maaile Dergi Ağustos Sayısında…

