Bismillahirrahmanirrahim
İnsanı tarif eden en çarpıcı deyişlerden biri Sadi Şirazi’ye aittir. Ona “İnsan nedir?” diye sorduklarında; “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” yani “bir damla kan, binlerce endişe” olarak tarif eder. Bu tarife belki biraz “inanma”yı da ilave edebiliriz. İnsan inanmadan duramaz. Bir şeylere inanma isteği dinlerin ötesinde, günlük hayatımızda bile bizi, birbirimizden dinlediğimiz hikâyelere, masallara, kıssalara inanmaya götürür. Daha genel ekseriyette ise tarih bilimine götürür. Eskilerin masallarını dinlemek, eskilere tutunmak, tarihin tekerrür özelliğinden mi nedendir bilinmez, bize iyi gelir. Belki de bundandır ki, Kuran-ı Kerim’de geçmiş kavimlerin kıssalarına bol bol yer verilmiştir.
Tarih anlatılırken bazı dönemler özellikle vurgulanır. Büyük olayların yaşandığı, önemli şahsiyetlerin yaşadığı ya da olağanüstü hallere rastlanan bu dönemler genelde tarihin seyrinin değiştiği dönemlerdir. İslam tarihinde “cahiliye” olarak adlandırılan dönem de bunlardan biridir.
Cahiliye sözcüğü, Arapça ‘cehl’ kökünden türemiştir. Cehl, ilmin karşıtı olarak, bilgisizlik anlamında kullanılır. Cahiliye ise bu fiilin Arapça çekimlerinden biri olarak türemiştir ve “cahile ait, cahile özgü, cahilce” anlamlarına gelmektedir. İslam literatüründe ise İslam öncesi Arap kabilelerinin inanç, tutum ve davranışlarını anlatan dönem olarak kullanılır. (1)
Betül TATAR TÜZÜNOL


