Eskiden bir çocuğun gözlerinin içine bakarak, sadece ona ait bir vakit ayırmak yeterdi. Şimdi hem gözünün içine bakıyoruz hem de aynı anda o gözleri ekrandan nasıl uzak tutarız diye düşünüyoruz. Gözümüz sosyal medyada, kulağımız pedagojik içeriklerde, aklımız yapılacaklar listesinde…
ZİHİN KALABALIK, GÖNÜL YORGUN
Modern zamanın anneleri artık sadece yemek yapmıyor, büyütmüyor, korumuyor. Aynı zamanda filtreli hayatlar arasında gerçeği arıyor. Algı savaşında çocuklarını, değerlerini, inançlarını, geleceğini korumaya çalışıyor. Ve belki de en çok, kendi benliğini.
Sürüm atlayan teknolojilere yetişmeye çalışıyoruz ama biz güncellenmiyoruz. Çocukların ekran süresiyle ilgileniyoruz ama kendi iç ekranımıza en son ne zaman baktık, hatırlamıyoruz. Geleneksel yöntemlerle modern problemleri çözmeye çalışıyoruz. Anneannelerimiz gibi çocuk büyütmek istiyoruz ama çocuklarımız TikTok izliyor.
Göz göze gelerek anlaşmanın, susarak hissettirmenin değerini öğrendik biz. “Söyledikten sonra ne değeri var ki? Önemli olan söylemeden anlamak” derdi büyüklerimiz. Şimdi söylediklerimiz bile anlaşılmıyor.
Yanlışlarımızı ulu orta sergilemezdik; saklamanın da bir terbiyesi vardı. Oysa çocuklarımız her şeyi paylaşarak, göstererek, bağıra bağıra anlatıyor. Onlar gözümüzün içine bakmıyor bile; çünkü ekranlar daha parlak.
Biz hizmet ederek mutlu olmayı öğrendik; onlar ise ancak hizmet kendilerine yapıldığında mutlu oluyor. Her hizmetin bir değeri olduğunu düşünüyor. Duygularımız eski sürüm, beklentilerimiz yeni model. Ve bu çelişki içinde boğulmadan yüzmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü artık sadece çocuklarımız değil, hayatın dili de değişti. Ama biz hâlâ insan kalbinin eski dilini unutmadık.
Instagram’da renkler parlak, çocuklar mutlu, mutfaklar tertemiz, eşler anlayışlı.
Ama gerçek hayat öyle değil.
Gerçek hayatta çocuk yemek yemiyor, eş suskun, anne ise uykusuz.
Gerçek hayatta anneler bazen hiçbir şey yapmadan bir köşeye çöküp ağlamak istiyor.
Filtrelenmiş başarı hikâyeleri arasında kendi yetersizlik duygularımızı bastırıyoruz.
Ama unuttuğumuz bir şey var: En gerçek olan, en çok yorulan oluyor.
Dünyada neyin “normal” olduğuna artık algoritmalar karar veriyor. Biz çocuklarımıza inancı, sabrı, şükrü öğretmeye çalışırken; algoritma başka bir şey fısıldıyor: Hızlı ol, eğlen, dikkat çek.
Oysa biz hâlâ sükûnun, sabrın ve anlamın peşindeyiz.
HATİCE KÜBRA GÜNDÜZ


