İnfak, en sevilenlerin en sevilen uğruna gözünü kırpmadan vermek demektir. İslam anlayışına göre bütün nimetler insanların kullanımı için belli bir ölçü ile verilmiştir. İslam’ın oluşturduğu sosyal nizamda verme, Allah’ın kişi için takdir ettiğini kardeşiyle paylaşması güzel şeylerin ortaya çıkmasına sebep olur.
Bilinenin aksine zenginlerimizin verdiği öğrenci bursları, Cuma çıkışları ya da esnaf kasalarında gördüğümüz kumbaralara bıraktığımız bozukluklar, Ramazan’dan Ramazan’a aklımıza gelen fakirler, kermeslerde gardıroplarımızın ya da sandıklarımızın kullanılmayan parçalarını bağışlamak, kurbanda kendimiz için seçtiğimiz parçalarla dolaplarımızı doldurtan sonra kalan parçalarla aklımıza gelen yoksullar bizi infak emrinin sorumluluğundan kurtaramaz.
Hz. Adem’in (A.S.) iki oğlu arasındaki farkı ortaya çıkartan hal infak emrine uyma şekilleridir. Biri mallarının en iyilerini, en güzellerini Allah için ayırırken, diğeri en zayıf ve kötü olanlarını ayırmıştır. Böylelikle biri kıyamete kadar iyilere örnek olan Habil, diğeri kötülere örnek olan Kabil olmuştur.
Allah-u Teâlâ insanı yaratırken, dünyadaki yolculuğuna eşlik etmesi için onu çeşitli nimetlerle donatmıştır. Bu nimetler aynı zamanda imtihanın da bir parçasıdır. Dünyadaki her şey gibi cennet vesilesi de cehennem vesilesi de olabilmektedir.
İslam literatüründe insanın bu nimetlere karşı olan sorumluluğunun ifade eden üç temel kavram vardır. Zekât, sadaka ve infak. “Zekat, malın arındırılması ve bereketlendirilmesi için yapılır, Allah’ın mallardaki hakkını ifade eder.
Betül TATAR


