İnsanoğlunun şahitliği Elest Bezmi’nde verdiği sözle başladı. Dünyada Allah’ın varlığına ve birliğine iman edip hakkı üstün kılma çabasıyla devam etti. Şehadetiyle ise varlığa olan şahitliğini ahirete taşıdı.
Hakikatin şahidi olmak, insanın tekâmül sürecinin tamamlanmasıdır. Hakkı üstün tutarak yaşamak, yaşama anlam veren, kişiyi gelip geçici rüzgârlardan ve suni gündemlerden uzak tutan bir eylemdir.
Sözlükte “hazır bulunmak, haber vermek, bilmek, gözlemek, görmek” anlamalarına gelen şahit kavramı, şehadet ile aynı kökten gelir. Fıkhi bir terim olarak ise “bir olaya, bir duruma tanık olan veya tanıklık eden” kişiyi ifade eder.
Şahit kavramının ticari, fıkhi ve hukuki yönüne Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde uzun uzun yer verilmiştir. Bu konu daha sonra ayrı bir başlık olarak ele alınabilir. Biz bu yazımızda varlığın şahitliği konusunu işleyeceğiz.
Kâinatta olup bitene, var olan her şey şahitlik yapmaktadır. Varlığın ilk şahidi Rabbimizdir. Kuran-ı Kerim’de pek çok ayet Allah’ın şahitlik ettiğinden bahseder.(1) Ezeli ve ebedi, görüneni ve gaybı, aşikâr olanı ve kalplerde gizli olanı dahi bilen Rabbimiz, bilmekle birlikte bunların şahididir aynı zamanda. Esma-ül Hüsna’da yer alan “Eş- Şehîd” ismi “Her zaman, her yerde hazır olan; her şeye şâhit olan; kendisine hiçbir şey gizli olmayan” demektir. Müslümanlar arasında sözün inandırıcılığını artırmak için kullanılan “Allah şahit” kalıbı da Rabbimizin şahitliğinin itikadımıza nasıl yerleştiğini gösteren bir örnektir. Resulullah Efendimiz, Veda Hutbesi’nin sonunda “Şahid ol Ya Rab! Şahid ol Ya Rab! Şahid ol YaRab!” diyerek Allah’ı şahit göstermiştir.
Kuran-ı Kerim’de meleklerin şahitlik ettiğine dair de çok ayet bulunmaktadır.(2) Zaten meleklerin âlemle her teması şahitlik içindir. Cebrail vahyin şahididir, Mikail kâinatın şahidi. İsrafil kıyametin ve Azrail ölümün şahididir. Kiramen Kâtibin her anımızın şahididir. Peygamberleri ziyaret eden melekler gayretin şahididir.
Dünyaya şahit olmak için gelen insanoğlunun her konuda örneği olan peygamberler, şahitlik konusunda da örnektir. Bir ayette Resulullah Efendimiz (sav)’e hitaben “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak!” buyurulmaktadır.(3) Geçmiş ümmetler peygamberlerinin getirdikleri iman esaslarını, ahlak nizamını bozduklarından ve kendi arzu ve isteklerine göre yaşadıklarından dolayı hesaba çekileceklerdir. Peygamberleri de onlar aleyhine şahitlik edeceklerdir. Hz. Peygamber de bütün peygamberler lehine şahitlik edecektir.(4)
Yine Kuran-ı Kerim’de Peygamber Efendimizden bahsederken “Seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir.” diyerek şahitliğine vurgu yapılmaktadır.(5) Bu diğer peygamberler için de böyledir.(6)
İnsanın şahitliği dört aşamada gerçekleşir. İlk aşama Araf Suresi 172. ayette anlatıldığı üzere, Bezm-i Elest’te yani Ruhlar Âlemi’nde, Rabbimizin “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna, Âdemoğlunun, “Elbette öyle, şahitlik ederiz.” diyerek cevap vermesi ile başlar. Bu şahitlik, Allah-u Teâla’nın varlığını, birliğini ve kulluk edilecek O’ndan başka hiçbir makam olmadığını kabul etmek demektir.
Şahitliğin ikinci aşaması kişinin iman ettiği andır. İman bir şahitliktir. İslam’a girerken söylenen Kelime-i Şahadet, Elest Bezmi’nde verilen sözün dünyada tekrar edilmesidir. Kişi “Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Hz. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.” dediğinde, iman ve imanın getirdiği tüm sorumluluklara uymaya şahitlik etmiş olur.
Betül Tatar Tüzünol


