Fetihler, inşa edilen Müslüman şehirler ve toprak medeniyeti; fıtratımızı yansıtan, tevazuyu, hoşgörüyü ve iyiliği temsil eden varlıklarımızdır, değerlerimizdir. İnsan topraktan yaratılmıştır ve özünde merhameti ve cömertliği barındırır. Tükenmez bir sermaye diyebileceğimiz toprak, kendisine atılan bir tohuma bire bin veren özelliğiyle bereketi simgeler. Aynı insan gibi işlendikçe değerlenir ve ürün verir.
Yeryüzü Allah’ın (cc) mülküdür ve yaratılan tüm eşya insana insan da Rabbine hizmet eder. Tüm mahlukat barınmak ve yaşamını sürdürmek için kendine ait bir mekana ihtiyaç duyar. Toplumlar için bu toprak vatandır. Vatan kavramını sadece bir toprak parçası olarak görmek de doğru değildir elbette. Uğrunda canlar verilen, ezan seslerinin yankılandığı, hürriyetimizin sebebidir vatanımız.
Asırlar boyu göçebe hayatı yaşayan Türkler’e Allah’ın bir lütfu olan Anadolu toprakları Sultan Alparslan’ın kabul olunmuş duasıdır. Çünkü o, Rabbinden milletine ebediyen içinde özgürce yaşayacakları bir yurt istemiş ve Anadolu’ya girmeden önce bu niyetinin sahihliğini belirtmek üzere: “Yarabbi seni kendime vekil yapıyor azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye dua etmiştir.
Bir topluluğun bir mekanda varlığını göstermesi için üzerinde yaşadığı toprağı işlemesi, üretmesi ve üzerinde eserler inşa etmesi gerekir. Bunun için vatanını aziz bilen ve düşmanına karşı vatanını milletini savunan bir toplumu oluşturmak en önemli vazifedir. Asr-ı Saadet’te, Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesinden başlayarak Osmanlı döneminde, toprakların fethiyle beraber gönüllerin fethi de gerçekleşmiştir. Moğol saldırılarından kaçarak Anadolu’ya gelen Horosan erenleri ve Ahmet Yesevi’nin dervişleri kendi emekleriyle geçinen, maddiyatı önemsemeyen kişilikleriyle kurdukları tekkeler vasıtasıyla İslam’ın ve tasavvufun en ücra köşelere kadar yayılmasını sağladılar. İnsanların yaşadıkları dönemin batıl saldırılarına karşı direnç kazanmalarında ve de bir ideal etrafında toplanmalarında manevi önderler her zaman önemli rol almışlardır.
İnsan yurt edinmeye meyillidir. Mahremiyetlerini koruyacağı bir ev, dayanışma içerisinde olabileceği komşularından oluşan bir mahalle, kendi kültürünü, ticaretini ve toplumsal ilişkilerini sürdüreceği bir şehir ve adil kanunların hüküm sürdüğü bir devlete sahip olmak insanın en mühim ihtiyacıdır. Fert ancak devletinin varlığı ile kendini tamamlamış olur. Ve böylelikle yaratılış gayesine uygun şekilde yaşama ve Allah’ın (cc) adını tüm yeryüzüne yaymak için gerekli fetihleri gerçekleştirmek adına en büyük farzlardan olan cihad ibadetine yönelir.
ŞENAY ŞEKER
Devamı Maaile Dergi Mayıs Sayısında…


