Japonya da her yıl yaklaşık 200 kadar anime vizyona girmektedir. Bunların bir çoğu Japonya da fenomen haline gelmekte ve bu serilerin %60’ından fazlası tüm dünyada yayınlanmaktadır. Dünya çapında ismini duyuran seriler ortalama 200 milyon dolar kazandırmaktadır. Ayrıca ülkenin mangaların basımı için kullandığı kâğıt miktarı, tuvalet kâğıdı tüketiminden fazladır.
Kültür emperyalizminin batıdan gelen kaynaklarına alışkın olan toplum Uzak Doğu’dan gelen bu tür ürünlere ise savunmasızdır. İnternetin yaygınlaşması ile hayatımıza giren bir medya ürünü de ‘anime’lerdir. Çizgi film türünde durmuş olmasına rağmen sanıldığı gibi sadece çocuklar üretilen ürünler değildir. Her ürün çıktığı toplumun inanç, düşünce ve ruh dünyasını yansıtır. Bu sebeple bu tür yabancı ürünlere dikkat etmeliyiz.
Yaşantılarımız ev iş eksenli yani çalışmak için yaşamak temelli gittiği sürece yetiştireceğimiz çocukların çokta sağlıklı ruha sahip, idealist bireyler olmaları beklenemez. Apartman dairelerine, kendi içlerine, evlerine hapsedilmiş çocuklar paylaşmaktan gerçeklikten uzak kalmaktadır. Bu çocukların ruhlarında oluşan büyük boşluğu, sunulan sanal imkânlarla giderme yoluna başvurması kaçınılmazdır.
Bilgisayarın, tabletin, telefonun başından hacet için kalkan çocuk, sadece o küçük yürüyüşü esnasında bile büyük bir boşluğa düşüp ‘e şimdi ne yapacağım?’ diyor. Bütün hücrelerine gark olan sanallıkla gerçeklik birbiriyle örtüşmüyor çünkü. Bu sebeple sadece iki dakikalık süreç bile onu korkutuyor. Düştüğü büyük boşluktan kurtulmak için daha fazla sanallaşmaya doğru yol alıyor. Sonuç olarak ta amaçsız, hedefsiz, konuşacak tek kelimesiz, duyarsız bir tür ortaya çıkıyor. En büyük eğlencesi hayranı olduğu karakterlerin koleksiyonunu toplamak ve karakter eksenli yaşamak, en büyük amacı da yine hayranı olduğu karaktere benzemek oluyor.
Fatma YILMAZ


